Rasıh Reşat: Bir sonraki kadın cinayetine kadar..

Rukiye Tuncer’in kocası tarafından vahşice öldürülmesinin ardından yine çok tanıdık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir kadın öldürülüyor, toplum birkaç gün ayağa kalkıyor, “hükümet seyrediyor” deniliyor, siyasetçiler birbirini suçluyor, sosyal medya öfkeyle doluyor ve sonra… Yeni bir olaya kadar konu unutulup gidiyor.
KKTC’de neredeyse her ciddi olayda yaşadığımız döngü bu.
Oysa yalnızca “hükümet seyrediyor” demek yetmiyor. Hükümet ne yapmalı? Polis ne yapmalı? Belediyeler ne yapmalı? Muhtarlar ne yapmalı? Sağlık sistemi, okullar, sosyal hizmetler ne yapmalı? Bunları konuşmadığımız sürece öfkemiz de birkaç günlük bir sosyal medya faaliyetine dönüşüyor.
Dünyada örnekler var.
İngiltere’de “Raneem’s Law” adı verilen uygulama, defalarca polisi aramasına rağmen korunamayan Raneem Oudeh ve annesinin öldürülmesinden sonra geliştirildi. Bugün birçok polis merkezinin 999 acil çağrı odalarında aile içi şiddet konusunda uzman görevliler bulunuyor. Amaç, gelen bir telefonun sıradan bir aile tartışması mı, yoksa ölümle sonuçlanabilecek bir şiddet zincirinin parçası mı olduğunu çok daha erken anlayabilmek.
İsveç ise Nisan 2026’da 2026–2035 dönemini kapsayan on yıllık ulusal stratejisini yürürlüğe koydu. Şiddeti önlemek, şiddeti erken tespit etmek, mağduru korumak, failleri cezalandırmak ve tekrar suç işlemelerini engellemek aynı sistemin parçaları olarak ele alınıyor. Dahası, kadınlara yönelik ölümcül şiddet için açıkça “sıfır vizyonu” benimsenmiş durumda.
İspanya daha 2004 yılında kapsamlı Cinsiyet Şiddeti Yasası’nı çıkardı; kadınlara yönelik şiddet konusunda uzmanlaşmış mahkemeler oluşturdu ve ceza davaları ile bağlantılı aile davalarının aynı uzman yapı içinde ele alınmasını sağladı. Almanya ise 2025’te kabul ettiği Şiddet Yardım Yasası’yla şiddete uğrayan kadınlar ve çocukları için ücretsiz korunma ve danışmanlığı devlet tarafından garanti edilen bir hak haline getiriyor; kadın sığınma evleri ve danışmanlık merkezlerinin yaygınlaştırılması için milyarlarca euroluk kaynak ayırıyor.
Bizde neden bunlar tartışılmıyor? Bir model geliştirip bunun üzerinden talepte bulunulmuyor.
Bir de işin utanç verici başka bir tarafı var. Cinayet haberi duyulur duyulmaz kurbanın ve zanlının nereli olduğunu soranlar çıkıyor. Kadının nasıl öldüğü, daha önce yardım isteyip istemediği, çocuğu olup olmadığı, geride nasıl bir hayat bıraktığı değil; doğduğu yer merak ediliyor. Bunun adı düpedüz rezilliktir. Irkçılıktır.
Önümüzde seçim var. Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet konusunda uygulanabilir, bütçesi olan, kurumları tarif edilmiş ciddi bir modeli manifestosuna koymayanı dinlemeyin.
Üstelik görev yalnızca merkezi hükümetin değildir. Belediyeler ve özellikle muhtarlar erken tespit sisteminin parçası olmalıdır. Bir kadın muhtara gittiğinde eşinden korktuğunu itiraf etmese de, belli ediyorsa, psikolojik ya da fiziksel şiddet işaretleri varsa bunun güvenli biçimde uzman birimlere aktarılacağı bir mekanizma kurulmalıdır. Bu, muhtarın soruşturmacı olması değil; risk işaretlerini tanıyıp profesyonel sisteme bildirebilmesi demektir. Bunun üzerine de bir izleme listesi oluşturulmalı.
Bu mesele siyasi partiler üstü bir mesele olarak görmek ve ona göre davranmak gerekir. Yoksa sıklaşan kadın cinayetlerini daha çok siyasi malzeme haline getirme çirkinliğine devam mı edeceğiz, yoksa bir sonraki kadın cinayetine kadar çözüm aksiyonu alacak mıyız?
Benzer haberler
Haber
HASİPOĞLU: “SİGORTALAR FONU İLK KEZ BU KADAR GÜÇLÜ BİR NOKTAYA ULAŞTI”
Yılmaz: "Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür ve KKTC’nin yanındadır "
İncirli: Ekonomik dayanıklılığımızı sağlamak zorundayız
KTOEÖS, TMK’de uyarı grevi ve açıklama yaptı
Lefkoşa’da kaybolan 13 yaşındaki Münüre Aktaş aranıyor
MESARYA BELEDİYESİ, KORKUTELİ VE DÖRTYOL’DA DERE ISLAH ÇALIŞMALARINI TAMAMLADI




























