Rasıh Reşat: Çünkü iyi gazetecilik herkese lazım…

Yapay Zekâ, Manipülasyon ve Medya Okuryazarlığı Zirvesi’nde, “Bölünmüş Bölgede Yapay Zekâ, Dezenformasyon ve Gazetecilik” başlıklı panelde konuşmacı oldum cumartesi günü.
Sevgili Huri Yontucu ve Canan Onurer’in davetiyle, Gazeteciler Birliği’nin görevlendirmesiyle mikrofon elime tutuşturuldu.
Meslektaşlarım Rally Papayorgiu ve Stavros Antoniu ile paylaştığım panelin öncesinde ve sonrasındaki oturumlarda daha akademik sunumlar vardı. Çok güzeldiler. Normalde akademisyenler konuşunca insanı tarif edilemez bir uyku hali alır ya; bunda öyle değildi. Gözlerim faltaşı gibi dinledim.
Sonra, deyim yerindeyse, mikrofonu elime tutuşturdular. Hayatını lafazanlıkla kazanan, rutin olarak da bir sınıf dolusu meraklı öğrenciye ders anlatan bendeniz, akademik anlatıların ağırlığıyla heyecanlandım sanırım ve ne anlatacağımı bir anda unuttum.
Binali Yıldırım’ın, AK Parti Genel Başkanı olduğu kurultayda, asistanı konuşma kartlarını kürsüye getirmediği için ne söyleyeceğini bilemediği gün söylediği gibi: “Buraya gelirken ne konuşacağımı bir Allah biliyordu, bir de ben. Şimdi sadece Allah biliyor.” Aynı durum benim için de geçerliydi.
Ne konuşacaktım? Yapay zekâ, manipülasyon vs…
Biz gazetecilik konuşacağız. Çünkü karşımızda bir sorun olarak duran şeyin aslında gazetecilik mesleğinin saldırı altında olmasından ibaret olduğunu düşünüyorum.
Hem mesleğe sızmak isteyenler çok.
Hem de mesleğin önüne, sanki eksikmiş gibi, tamamlayıcı bir kelime ekleyerek gazeteciliğin türleri olabileceğini ve bu çeşitliliğin gazeteciliğin özünden uzaklaşmasına izin verebileceğini söyleyenler var. “Yurttaş gazeteciliği” mesela. Şimdi Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’ne gidip “Çekilin, ben yurttaş cerrahıyım, ameliyata ben gireceğim” diyebilir miyim? Benim neşterimin altına yatar mısınız?
“Barış gazeteciliği” de ‘güzelleştirilmiş’ bir örnektir. Savaş varsa savaş anlatılır, barış varsa o anlatılır. Bu kadar basittir mesele. Kullanılan dil ile savaşın başlaması ya da devam etmesi gibi bir durum olamaz. Bu gazetecilik değil, propagandadır. Buna akademisyenler kızacaktır ama gazeteciye dil üzerinden sınır koyarsanız, gazetecinin görevini yapmasını da sınırlarsınız; gerçek de budur.
Halbuki gazetecilik gazeteciliktir. İyi gazetecilik vardır, kötü gazetecilik vardır. Başka bir tür gazetecilik yoktur.
Gelelim asıl meseleye: Yapay zekâ mesleği nereye götürüyor? Bir yere götürmüyor. Gerçek ve iyi gazeteciler, yapay zekâyı yayınlanmaya hazır bir ürün üretmek için kullanmıyor. Gazeteciler, eskiden kural olan iki bağımsız kaynaktan teyit mekanizmasını belki 10’a, 12’ye çıkarmak için kullanıyor. Araştırmada destek almak için kullanıyor. Yazdıklarını tashih etmek için kullanıyor. İşin bizatihi kendisini yapmak için kullanmıyor.
Hızlı davranmak isteyen, itibardan çok beğeni ve tıklanma peşinde koşanlar ise zaten gazeteci değil; sosyal medya fenomeni olmaya çalışanlardır. Onlar beyinlerine uygun bir alternatif bulmuşlar zaten. Yazdıkları şey haber değildir, yayınladıkları da haber görüntüsü ya da fotoğrafı değildir. Okuyucu izleyici ise bir kere gdip beğenmedikleri bir restorana gösterdikleri tavrı bu gibilerine gösterecekler. Gösteriyorlar zaten. Yalancı çoban meslelesi.
Gazetecilerin bozuk para gibi harcandığı, haber ile manipülasyonun birbirine karıştırılmaya çalışıldığı, haber dili basitleşmesi gerekirken aşırı doğruculuk adına anlaşılmaz hale geldiği, mesleği istismar eden örneklerin hızla çoğaldığı ve bu istilacılar yüzünden devletlerin baskıcı yasalarla herkesi kontrol altına almaya çalıştığı bir dönemde, asıl tehlike yapay zekâ değil; yapay zekânın süper güçler verdiği, “gazeteciyim” diye ortalıkta dolaşan bu kontrolsüz istilacılardır.
Panel çok güzeldi. Emeği geçenlere binlerce teşekkür. Mesleği kurtarana kadar daha sık, daha çok… Çünkü iyi gazetecilik herkes lazım.




























