Rasıh Reşat: Gelin size bir fiber optik masalı anlatayım

Bir varmış bir yokmuş…
Bir zamanlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir ülkede, iki GSM operatörü ve devletin Telekomünikasyon Dairesi bir araya gelip 43 kilometrelik bir fiber optik hat çekti. Tesadüf bu ya, şirketlerin ikisinin adı da T ile başlıyordu. Bu iki şirket, çekilen üç fiber optik kablonun masrafını üstlendikleri gibi, Telefon Dairesi’ne ait olan hattın masrafını da bölüştüler.
Bu konuda Telefon Dairesi’nde örgütlü sendika yeri göğü inletirken, dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet adında, sendikalara çok da prim vermeyen tecrübeli bir siyasetçiydi.
Projenin ikinci ve üçüncü aşamalarının planları yapılırken, belediyelerle şehir içlerine fiber optik hatlar çekmek için görüşmeler yürütülürken ve diğer şehirleri birbirine bağlayacak hatlar için hazırlıklar yapılırken, aniden Ahmet adındaki bakan görevden alındı ve yerine Hasan adında bir başka bakan getirildi. Bu bakan, sendikaların baskısına boyun eğmek durumunda kaldı ve projeleri iptal etti.
Daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla, apar topar bir şekilde henüz tamamlanmamış fiber optik ağlar “kıt kaynak” ilan edildi ve yerel şirketlerin bu alana yatırım yapmaları engellendi. Sendika mutlu oldu ve “Telefon Dairesi’ni özelleştireceksiniz, hepimizi işten atacaksınız” suçlamalarıyla bakanı taciz etmekten vazgeçti. Bakan ise sendika baskısı olmadan işine gücüne bakmaya devam etti.
Oysa bu masal başka türlü yazılabilirdi.
Bakan, sendikaları dinlemeden; burada vergi veren, insan istihdam eden ve kestikleri her faturanın yarısını devletin kasasına aktaran bu iki yerli şirkete fiber optik yatırımı yapma izni verseydi, belki de bugün yaşanan tartışmalar yaşanmayacaktı. “Fiber döşeyelim” diyene, “Hayır kardeşim, bizim fiberimiz var” diyebilecektik.
Daha sonra başka bir bakan, bu fiber meselesine odaklandı ve önemli bir kamu-özel ortaklığı projesi geliştirdi. Tolga adındaki bu bakan, bununla ilgili bir basın toplantısı bile düzenledi. Sendika ona da karşıydı. O da “İşim gücüm yok sizinle mi uğraşacağım” deyip siyaseti bıraktı.
Kıssadan hisse…
Sendikal ve zümresel çıkarlar uğruna yatırımların önüne geçerken, hayatın durmayacağını, dünyanın gelişmeye devam edeceğini ve o yatırımın bir gün zorunlu hale geleceğini hesaba katmak gerekir. O gün geldiğinde birileri çıkıp bunu tepeden inme, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi yapacaklarını bilmek gerekir.
Ülkenin en önemli kurumu olan muhalefeti, sırf zamanında bazı şeyler akla yatmadı diye böylesine amaçsız ve sonuçsuz bir tartışmanın içine çekip yıpratmamak gerekir.
Öngörülü olup, ileride “Bu sendikaların statükocu ve bencil tavırları nedeniyle bu durumdayız aslında” diye yazılar yazılabileceğini düşünebilmek gerekir.
Ben de bıraktım da geldim…




























