Rasıh Reşat: Gitmem, bu durumda gideni de sevmem

Cyprus Forum’a ben de davetliydim. Ancak Mehmet Harmancı’nın unvanı üzerinden yaşananlardan sonra ben de gitmeyeceğim.
Mesele, bir organizasyon programında kullanılan birkaç kelimeden ibaret değil. Mehmet Harmancı önce “Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı” olarak duyuruluyor, ardından ELAM’ın tepkisi üzerine bu ifade değiştirilerek kendisinden “Lefkoşa’daki Kıbrıs Türk toplumunun lideri” diye söz ediliyor. Harmancı bunun üzerine çekiliyor, Rum Lefkoşa Belediye Başkanı Charalambos Prountzos dayanışma amacıyla aynı kararı alıyor, ardından başka katılımcılar da Forum’dan ayrılıyor.
Peki ne oldu da “belediye başkanı” demek birdenbire sorun haline geldi?
Üstelik burada tarihsel bir ironi de var. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 173’üncü maddesi Lefkoşa, Limasol, Mağusa, Larnaka ve Baf’ta Türkler için ayrı belediyelerin oluşturulmasını açıkça düzenliyordu. Makarios’un 1963 yılında değiştirmek istediği anayasal yapı içerisinde ise ayrı belediyelerin ortadan kaldırılması da bulunuyordu.
Bu nedenle bugün yaşananlara baktığımda, ELAM’ın tavrında Makarios dönemindeki çoğunlukçu siyasi anlayışın izlerini görmemek benim açımdan mümkün değil. Aradan altmış yılı aşkın zaman geçmiş olabilir ama zihniyet tartışması şaşırtıcı biçimde tanıdık.
Çünkü Harmancı’ya “Lefkoşa’daki Türk toplumunun lideri” dediğiniz anda aslında başka bir şey de söylüyorsunuz: Türkler bu şehirde anayasal ve kurumsal bir ortak değil, sadece şehir içinde yaşayan bir “topluluk”tur.
İşte sorun burada başlıyor.
Ben de Lefkoşa’da yaşayan bir Kıbrıslı Türküm. Cyprus Forum’a gazeteci olarak davet edildim. Şimdi ne olacak? Harmancı belediye başkanı değil de “Lefkoşa’daki Türk toplumunun lideri” ise ben de aynı azınlık toplumu içinde meslek icra eden bir gazeteci miyim? Bizi belediyesi, seçilmiş temsilcisi ve kurumsal kimliği bulunan bir toplum olmaktan çıkarıp çoğunluğun arasında yaşayan bir azınlık kategorisine mi yerleştireceğiz? Belediyemiz yok. Gazetemiz de yok asında mı diyeceğiz, mesela. Sahte gazetenin sahte gazetecisi mi oluyoruz?
Kullanılan dil ve ne yazık ki Cyprus Ofrum’un teslim olduğu dil, açık biçimde azınlıkçı bir dildir.
ELAM’ın ne düşündüğünü zaten biliyoruz. Asıl üzerinde durulması gereken, ELAM’ın baskısının kendisini barış, diyalog ve ortak gelecek gibi kavramlarla tanımlayan kurumların dilini değiştirebilecek kadar etkili hale gelmesidir.
Üstelik ELAM artık marjinal bir siyasi hareket de değildir. Mayıs 2026 seçimlerinde sandalye sayısını dörtten sekize çıkararak parlamentonun üçüncü büyük gücü haline geldi.
Dolayısıyla mesele sadece ELAM değildir. Mesele, çoğunluk olma bilincinin giderek daha fazla “kuralları biz belirleriz” anlayışına dönüşüp dönüşmediğidir.
Cyprus Forum’un tam da böyle bir baskı karşısında daha sağlam durması gerekirdi.
Durmadı.
Ben de bu nedenle orada olmayacağım.
Bakalım bundan sonra kimler ELAM baskısına dayanamayacak ve biz Kıbrıslı Türklerin hayatına ne denli etki edilecek.
Cyprus Forum’a gitmem, bu saatten sonra da gideni sevmem.
Benzer haberler
Haber
PASHA GROUP GIRNE YARI MARATONU TAMAMLANDI!
SOSYAL HİZMETLER İLE TELSİM ARASINDA İŞ BİRLİĞİ
DİNÇYÜREK’TEN UBP’NİN 51. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ MESAJI
CTP’DE ADAY BELİRLEME HEYECANI: OY VERME BAŞLADI
''HİÇBİR KIZ ÇOCUĞU HAYALLERİNDEN VAZGEÇMEK ZORUNDA KALAMSIN''
SAVAŞAN: UBP’Yİ 100. YILINA YENİ VİZYON VE YENİ PROJELERLE ULAŞTIRACAĞIZ




























