Rasıh Reşat: Granted mı, hak mı?

Rum medyasının hemen hemen tamamında önceki gün aynı haber vardı: 2004 yılından bu yana 5 bin 176 Kıbrıslı Türk’e Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı “verildi”.
İngilizce yayımlanan haberlerde kullanılan kelime “granted” ve benim takıldığım nokta da tam olarak burası, çünkü söz konusu olan yıllarca Kıbrıs’ta yaşadıktan sonra vatandaşlık talebinde bulunan yabancılar değil, Kıbrıslı Türk bir anne veya babadan doğan ve vatandaşlık bağını ebeveyninden alan çocuklar. Böyle bir durumda devletin yaptığı şey gerçekten vatandaşlık “vermek” mi, yoksa zaten var olan bir hakkı tanımak mı olmalıdır?
Aradaki fark sadece kelime oyunu değil. “Verdik” dediğiniz zaman bir tarafta lütfeden devlet, diğer tarafta o lütfa mazhar olan insan vardır. Oysa devlet size annenizi veya babanızı vermediğine göre, onlardan kaynaklanan vatandaşlık bağını da size bahşediyormuş gibi davranamaz.
Üstelik karma evliliklerden doğan çocuklar söz konusu olduğunda anne ve babanın nerede evlendiğinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ebeveynin adaya hangi koşullarda geldiğine kadar uzanan kriterlerin devreye sokulması meseleyi daha da sorunlu hale getiriyor. Hiçbir çocuk anne veya babasını, onların nerede tanıştığını, nerede evlendiğini veya yarım asır önce Kıbrıs’a hangi şartlarda geldiklerini seçmez; buna rağmen çözülemeyen Kıbrıs sorununun sonuçları bugün bu çocukların vatandaşlık haklarının önüne konuluyor.
Şimdilerde buna karşı geliştirilen yeni bir söylem de var: “Hem KKTC’nin tanınmasını istiyorsunuz hem de Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı talep ediyorsunuz, ikisi birden nasıl olacak?”
Olur.
Çünkü bugün ortada KKTC’nin uluslararası tanınmışlığı ile Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı arasında yapılması gereken hukuki bir tercih yok. Tanınma gerçekleşir, uluslararası statü değişir ve önümüze gerçekten iki farklı seçenek çıkarsa, o gün gelir bunun hukuki ve siyasi sonuçlarını konuşuruz; insanlar da önlerine konulan seçenekler çerçevesinde kendi tercihlerini yaparlar.
Kıbrıs meselesinin nereye gideceğini bugün hiç kimse kesin olarak bilmiyor. Belki bir çözüm bulunacak ve ortak bir gelecek kurulacak, belki Rum tarafının bugüne kadar sergilediği tutum ve ayak sürümesi devam edecek, belki de şartlar zaman içerisinde Kuzey Kıbrıs’ın bir şekilde daha geniş uluslararası kabul gördüğü bambaşka bir noktaya doğru evrilecek.
O gün geldiğinde herkes kendi kararını verir.
Ancak o güne kadar Kıbrıslı Türk anne veya babadan doğan insanların mevcut vatandaşlık bağını, gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmediğimiz siyasi ihtimaller üzerinden tartışmaya açmak doğru değildir.
Hele bu hakkı bir lütuf gibi sunmak hiç değildir.
Dolayısıyla Rum yönetimleri “kaç Kıbrıslı Türk’e vatandaşlık verdik” diye rakam açıklamak yerine, kaç Kıbrıslı Türkün çocuğunun vatandaşlık hakkını hâlâ tanımadıklarını düşünmelidir.
Çünkü mesele granted değil, recognised meselesidir.
Vatandaşlık doğal hak değilse verilir ancak. Eğer anne ve babadan geliyorsa haktır ve haklar sadece tanınır.
Benzer haberler
Haber
HASİPOĞLU: “SİGORTALAR FONU İLK KEZ BU KADAR GÜÇLÜ BİR NOKTAYA ULAŞTI”
Yılmaz: "Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür ve KKTC’nin yanındadır "
İncirli: Ekonomik dayanıklılığımızı sağlamak zorundayız
KTOEÖS, TMK’de uyarı grevi ve açıklama yaptı
Lefkoşa’da kaybolan 13 yaşındaki Münüre Aktaş aranıyor
MESARYA BELEDİYESİ, KORKUTELİ VE DÖRTYOL’DA DERE ISLAH ÇALIŞMALARINI TAMAMLADI




























