Rasıh Reşat: Hristodulidis kolayı buldu

Rum Lider Nikos Hristodulidis gerçekten kolayı buldu; Türk tarafının daha önce ortaya koyduğu öneri paketinin karşısına, içeriğinden önce sayısıyla dikkat çekecek daha kabarık bir paket koyacaksın, yedi maddeye karşı 19 madde sunacaksın ve meseleyi sanki müzakere değil de müzayedeymiş, kim daha çok madde sıralarsa kamuoyu önünde o kazanacakmış gibi göstereceksin.
Sonra bu 19 maddenin içine medyanın bayılacağı, başlıklara taşınacağı ama aslında kabul edilmesinin ne kadar zor olduğunu senin de çok iyi bildiğin bir öneri yerleştireceksin; Mağusa Limanı’nın Avrupa Birliği denetiminde uluslararası ticarete açılmasına karşılık Maraş’ın Birleşmiş Milletler gözetiminde açılmasını önerecek, ardından da bu teklif reddedildiğinde “çözüm isteyen taraf biziz, karşı taraf istemiyor” anlatısını kuracaksın. Üstelik öyle bir iletişim zemini yaratacaksın ki, sanki muhatabın Kıbrıs Türk liderliği değilmiş de doğrudan Ankara’ymış gibi, reddin Türkiye’den geldiği algısının oluşmasına da imkân sağlayacaksın.
İşin en ilginç tarafı, “Maraş BM gözetiminde açılsın” cümlesinin kulağa hoş gelmesine rağmen pratikte ne anlama geldiğinin neredeyse hiç konuşulmamasıdır. BM kimi gözetleyecek, Maraş’ı kim yönetecek, suyu kim verecek, çöpleri kim toplayacak, elektriği kim sağlayacak, imar izinlerini kim verecek, yeniden inşaat hangi mevzuata göre yapılacak, güvenliği kim sağlayacak ve mülkiyet anlaşmazlıklarında hangi hukuk uygulanacak? Bunların her biri başlı başına müzakere konusudur ve sadece bu başlıkların çözülmesi bile yıllar sürebilecek bir süreç yaratabilir.
Mağusa Limanı da zaten kapalı değildir; gemiler geliyor, gidiyor, ticaret yapılıyor, esas mesele limanın uluslararası statüsü ve buraya gelen gemiler ile kaptanlar üzerinde Güney Kıbrıs tarafından yaratılan hukuki ve siyasi baskıdır. Böyle bir sorunu çözmek için karşılığında Maraş gibi devasa bir mülkiyet, egemenlik ve yönetim dosyasını masaya sürmek bana göre dengeli bir takas değildir.
Üstelik 19 maddelik pakette “Pile’deki festivale iki lider birlikte gitsin” veya “Gençlik Komitesi toplantılarından birine iki lider de katılsın” gibi sembolik öneriler de var. Bunlara elbette itirazım yok; iki lider festivale de gitsin, gençlerle de otursun, kahve de içsin. Ancak bu tür maddeleri, mayın temizliği gibi doğrudan insan hayatına dokunan ciddi önerilerle aynı terazinin kefesine koyup ardından “Biz 19 öneri yaptık, onlar yedi yaptı” hesabına girmek, diplomasiden çok siyasi pazarlamadır.
Çünkü diplomasi matematik değildir; 19 sayısı yediden büyük olabilir ama daha anlamlı olmak zorunda değildir. Asıl mesele önerilerin kaç tane olduğu değil, ne kadar uygulanabilir, gerçekçi ve sonuç üretmeye elverişli olduğudur.
Hristodulidis’in bulduğu kolaylık da tam burada yatıyor: öneriyi çoğalt, içlerinden birini manşetlik hale getir, reddedileceğini bildiğin başlığı öne çıkar ve sonra “Ben istedim, onlar istemedi” de.
Benzer haberler
Haber
PASHA GROUP GIRNE YARI MARATONU TAMAMLANDI!
SOSYAL HİZMETLER İLE TELSİM ARASINDA İŞ BİRLİĞİ
DİNÇYÜREK’TEN UBP’NİN 51. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ MESAJI
CTP’DE ADAY BELİRLEME HEYECANI: OY VERME BAŞLADI
''HİÇBİR KIZ ÇOCUĞU HAYALLERİNDEN VAZGEÇMEK ZORUNDA KALAMSIN''
SAVAŞAN: UBP’Yİ 100. YILINA YENİ VİZYON VE YENİ PROJELERLE ULAŞTIRACAĞIZ




























