Rasıh Reşat: Türkiye Bunu Başarıyor Galiba

Bu gibi konularda dışarıdan gazel okumak kolaydır. Kendimi o duruma düşürmek istemem. O nedenle yazacaklarımı, Türkiye’de yıllardır terörün acısını doğrudan yaşamış insanlara ne yapmaları gerektiğini anlatmak olarak okumayın lütfen.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen ve “Terörsüz Türkiye”ye giden yolun hukuki zeminini oluşturan yasaya kadar gelen süreç sancılı ama bir o kadar da şaşırtıcı gelişti. Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan çıkışını ilk duyduğumuz gün kulaklarımıza inanamadık. Ardından silahların sembolik olarak yakılması, PKK’nın kendisini feshetmesi ve daha birkaç yıl önce gerçekleşeceğini söyleseler inanmakta zorlanacağımız onlarca gelişme geldi.
90’lı yılların neredeyse tamamını İstanbul’da geçirmiş biriyim. Terörün ne demek olduğunu Silopi’de, Hakkâri’de veya Diyarbakır’da yaşayanlar kadar bildiğimi elbette söyleyemem. Böyle bir iddiam olamaz. Ama terörün ülkenin sosyal ve ekonomik hayatına ne yaptığını uzaktan da olsa görmüşlüğüm var.
Öğrenciyken parasız kaldığım dönemlerde bir arkadaşımın abisinin sigorta acentesinin sağladığı imkânla hayat sigortası satardım. Primleri de fena değildi. Bu işi yapabilmek için aldığımız eğitim sırasında söylenen bir cümleyi hiç unutmadım: “Haritada Sinop’tan aşağıya doğru dikey bir çizgi çekin. O çizginin doğusunda bu hayat sigortası geçerli değildir.”
Müşteriye bunu söylüyorduk.
Ben ise içimden, “Devlet nerede?” diye soruyordum. Bir ülkenin insanına, kendi ülkesinin belirli bir bölümünde ölürse hayat sigortasının geçerli olmayacağını nasıl söyleyebilirdiniz? Türkiye’nin bir tarafında geçerli olan hayatın güvencesi, diğer tarafında neden geçerli değildi?
Öyle bir dönemden bugünlere gelmek elbette kolay olmadı. Bedeli binlerce canla ödendi. Tam da bu nedenle şehitlere, gazilere ve ailelerine saygısızlık etmek, onların acıları üzerinden ahkâm kesmek isteyeceğim en son şeydir. Ama insan şu soruyu da sormadan edemiyor: Bu uğurda hayatını verenler, nihayetinde Türkiye terörden kurtulsun, ülkenin yalnızca Sinop-Antalya hattının batısı değil, doğusu da aynı derecede güvenli olsun diye mücadele etmediler mi?
90’ların neredeyse tamamını İstanbul’da geçirdim dedim ya; 2000’li yılların ilk yarısını da Londra’da geçirdim. Tony Blair’in öncülüğünde imzalanan Good Friday Anlaşması ile Kuzey İrlanda’da çatışmaların sona erdirildiği günlerde Londra’da değildim ama hemen sonrasındaki tartışmaları çok yakından takip ettim. İngiliz devleti, IRA’nın silahsızlanma süreciyle birlikte Sinn Féin’in demokratik siyaset içerisindeki rolünün genişlediği yeni bir düzenin önünü açmıştı. Bir anlamda silahların siyasetten çekilmesine paralel olarak siyasetin alanı genişliyordu.
Türkiye’ye dışarıdan bakan bir göz olarak bugün benzer bir yön görüyorum sanki. Elbette Kuzey İrlanda ile Türkiye aynı değil, PKK ile IRA meselesi de birbirinin kopyası değil. Tarihleri, şartları, aktörleri farklı. Ancak silahın sustuğu yerde siyasete daha fazla alan açılması fikrinde bir benzerlik görmemek de zor.
Tekrar söylüyorum; haddimi aşmak istemem. Yasanın bütün hukuki ayrıntılarına hâkim olduğumu da iddia etmiyorum. Hele şehitlere, gazilere ve onların ailelerine ne hissetmeleri gerektiğini söylemek gibi bir düşüncem hiç yok.
Ama bütün o mücadelenin hedefi gerçekten “Terörsüz Türkiye” ise ve bugün silahlar susuyor, örgüt kendisini feshediyor, terörün yerini siyaset almaya başlıyorsa insan ister istemez şu cümleyi kuruyor:
Türkiye bunu başarıyor galiba.
Benzer haberler
Haber
Erhürman: “Hristodulidis’in faaliyetleri güveni zedeliyor”
UBP İskele Belediye Meclis üyesi adayları açıklandı
Bozkurt: Ekibime çok güveniyorum
MERİTTA'DAN 2026 SEZONUNA ANLAMLI VEDA: 6 DENİZ KAPLUMBAĞASI MAVİ SULARLA BULUŞTU
MERSİNLİK KÖYÜ’NDE İÇME SUYU ALTYAPISI YENİLENDİ, SU AKIŞI BAŞLADI
Üstel: “Muhtarlara devlet katkısını asgari ücretin yüzde 95’ine yükselttik”





























