Rasıh Reşat: Şu askeri uçak meselesi…

19 Ağustos’ta Kıbrıs’ın kuzeybatısında Belfast-Larnaka seferini yapan İngiliz yolcu uçağı ile Somali’den Türkiye’ye dönen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait A400M’nin rotalarının kesişmesi, Rum ve Yunan basınında “tehlikeli yakınlaşma” olarak servis edildi. Fırsat bu fırsat Rum tarafının vermek istenen görüntü açıktı: Türk askeri uçağı kontrolsüz biçimde uçmuş, sivil havacılığı tehlikeye atmış ve Kıbrıs semalarını güvensiz hale getirmişti.
Halbuki gerçek bilgiler farklı bir tablo ortaya koyuyor. Ercan Hava Trafik Kontrol Merkezi’nin İngiliz uçağını A400M mürettebatına önceden bildirdiği, pilotların uçağı görsel olarak takip ettiği ve geçişin 1.300 feet dikey, iki deniz mili yatay ayrımla gerçekleştiği belirtiliyor. İngiliz havayolu şirketinin olay sonrasında TCAS, yani Traffic Alert and Collision Avoidance System – Trafik Uyarı ve Çarpışma Önleme Sistemi konusunda herhangi bir rapor düzenlemediği de ifade ediliyor.
Elbette bunun uçuş emniyeti açısından değerlendirilmesi havacılık uzmanlarının işi. Benim meselem başka: Teknik bir hadiseyi köpürtüp Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk tarafını dövmek, Kıbrıslı Türkleri mümkün olan her uluslararası alanda baskılayarak bundan siyasi puan devşirmeye çalışmak artık Rum tarafında neredeyse bir siyasi saplantıya dönüşmüş durumda.
Bu uğurda uçuş emniyetini bile siyasi mücadeleye alet etmek ise yalnızca sorumsuzluk değil, aynı zamanda kendi ayağına kurşun sıkmaktır. Ekonomisi turizme son derece bağımlı Güney Kıbrıs’ın, birkaç siyasi puan uğruna dünyaya “Kıbrıs semalarında askeri uçaklar yolcu uçaklarını tehlikeye atıyor” mesajı vermesi gerçekten akıl alır gibi değildir. Turiste güvenli bir ada pazarlamaya çalışırken, Türkiye’yi dövmek uğruna aynı adanın hava sahasını güvensiz ilan ediyorsunuz.
Üstelik bunu yapan yönetim, Kıbrıs’ın güneyini yıllardır farklı ülkelerle askeri ve stratejik işbirliklerine açan yönetimin ta kendisidir. Kendi kontrolündeki coğrafyayı deyim yerindeyse önüne gelene askeri açıdan parsel parsel açarken, gökyüzünde bir Türk askeri uçağı gördüğünde sivil havacılığın geleceği konusunda birdenbire alarma geçmenin inandırıcılığı da ister istemez sorgulanır.
Daha temel çelişki ise Ercan meselesidir. Rum tarafı Ercan’ı siyasi olarak tanımadığı için doğrudan teknik koordinasyondan kaçınıyor; halbuki Ercan’da radarlar çalışıyor, hava trafik kontrolörleri görev yapıyor ve 24 saat radar kontrol hizmeti veriliyor. Bölgeden geçen yabancı uçaklar gerektiğinde buradan bilgi ve yardım alırken, “olmayan” Ercan’ın otoparkındaki Kıbrıs Cumhuriyeti plakalı araçlar başka bir ironi.
Kıbrıslı Türkleri uluslararası alanda görünmez kılacağım diye gerçekleri de görünmez kılamazsınız. Hele siyasi puan kazanacağım diye uçuş güvenliği gibi insanların hayatını ilgilendiren bir meseleyi propaganda aracına dönüştürürseniz, artık Türkiye’ye zarar vermeye çalışırken Kıbrıs’ın tamamına zarar vermeye başlarsınız.
Bir hava trafik kontrolörü karşı taraftaki meslektaşıyla konuştuğunda devlet tanımış olmaz. Bu nedenle asıl soru hâlâ son derece basit: Madem Kıbrıs üzerindeki uçuş emniyetinden bu kadar endişelisiniz, Ercan ile neden konuşmuyorsunuz?Ama mesele o değil. Bir taraftan çözüm müzakeresi yapar taklidi, diğer taraftan Türkiye’yi dövmeye çalışmak ve kıbrıslı Türkleri yok saymak. Konu uçak falan değil.
Benzer haberler
Haber
Sarıçizmeli: Pine View’ı ülkenin alternatif turizm markalarından biri haline getireceğiz
HASİPOĞLU: “İSTANBUL’DAKİ KKTC VATANDAŞI GENÇ KADINIMIZIN TEDAVİ SÜRECİNİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erhürman, Siyasal Partiler (Değişiklik) Yasası’nı imzaladı: “Parti içi demokrasi açısından doğru bulmuyorum”
Sadıkoğlu, Pilates Derslerinin İlk Gününde Katılımcılarla Buluştu
Erhürman-Hristodulidis görüşmesi Rum basınında geniş yankı buldu
Bozkurt: Kadınların emeği ve sözü Mağusa’yı güçlendirecek





























