Bir taşla, biri küçük diğeri devasa iki kuş…

Türkiye ile KKTC arasında planlanan doğal gaz boru hattına ilişkin mutabakat zaptının imza törenine gittim. Projeyle ilgili daha kimse açıkça konuşmadan, ben aylardır bu hattın yalnızca KKTC’nin enerji ihtiyacını karşılamak için planlanmadığını yazıyor ve söylüyordum.
Elbette boru hattının birinci amacı, KKTC’nin enerji üretimini daha temiz, daha hesaplı ve daha sürdürülebilir hale getirmek. Ancak bu büyüklükte bir projenin yalnızca Kuzey Kıbrıs’taki elektrik santrallerini doğal gaza dönüştürmek için tasarlandığına inanmak bana başından beri pek mantıklı gelmiyordu.
Çünkü mesele sadece KKTC’ye gaz getirmek değildi. Bundan çok daha stratejik, çok daha jeopolitik bir hamle söz konusuydu.
Rum tarafının ruhsatlandırdığı alanlarda bulunacak ve çıkarılacak doğal gazın müşterisine, yani Avrupa’ya ulaştırılması gerekiyor. Bu denklemde Türkiye’nin mutlaka gazı çıkaran ülke olması gerekmiyor. Gazı güvenli, ekonomik ve uygulanabilir bir güzergâh üzerinden taşıyan, müşterisine teslim eden ve bunun karşılığında hem ekonomik hem de stratejik payını alan ülke olması yeterli.
Böylece Türkiye, Doğu Akdeniz’deki vazgeçilmezliğini bir kademe daha artırmış olacak.
Bu konuyu hep böyle yazdım ve böyle söyledim. Hatta boruların çapına kadar yazdım. İki ayrı boru olacağını ve sistemin çift yönlü tasarlanacağını söyledim.
Bugün basın toplantısında Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, KKTC’nin enerji arz güvenliğini, daha temiz enerjiye geçişini ve önümüzdeki dönemde artacak hesaplı elektrik ihtiyacını anlatırken, hattın iki adet 22 inçlik borudan oluşacağını ve çift yönlü çalışacağını açıkladı.
Ardından, projenin yalnızca Türkiye’den Kıbrıs’a doğal gaz taşımak için değil, ileride bölgede gaz bulunması halinde bu gazı Türkiye’ye ulaştırmak amacıyla da tasarlandığı anlamına gelen ifadeler kullandı.
İçimden, “Oh be, şükür... Birileri sonunda bunu açıkça söyledi.” diye geçirdim.
Önümdeki not kâğıdına yazdığım bu sözlerin altını, belki de etraftakilerin dikkatini çekecek şekilde, sertçe çizdim.
Çünkü bu proje gerçekten de bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyor. Birinci kuş, KKTC’nin enerji üretimini daha temiz ve daha ucuz hale getirmek. Ancak böylesine büyük bir taşın hedefinde elbette daha büyük, hatta devasa bir kuş daha olmalıydı.
Asıl büyük hedef, Doğu Akdeniz’de yeni bir jeopolitik denklem kurmak.
Rum yönetiminin ruhsat verdiği sahalardan çıkarılacak doğal gazın Avrupa’ya ulaştırılması için en güvenli, en ekonomik ve en uygulanabilir güzergâhlardan biri Türkiye ve KKTC üzerinden geçiyor. Enerji artık yalnızca elektrik üretmek ya da faturaları düşürmek meselesi değil; aynı zamanda dış politika, güvenlik, diplomasi ve jeopolitik güç meselesi.
Bu nedenle Türkiye’den KKTC’ye uzanacak doğal gaz boru hattını yalnızca bir enerji yatırımı olarak okumak büyük hata olur. Bu hat, Doğu Akdeniz’in geleceğini şekillendirecek çok daha büyük bir stratejinin omurgasına dönüşebilir.
Tezimin doğru çıkması, bir gazeteci olarak beni elbette mutlu ediyor. Ancak bundan daha önemlisi, kurulmakta olan yeni Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye’nin ve KKTC’nin seviyesinin yükselmiş olmasıdır.
Bir de şu var: Kıbrıs’ta olası bir çözüm öncesinde yapılan anlaşmaların ve oluşturulan hakların geçerliliğini koruması yönünde temel bir prensip bulunuyor.
Gerçi oraya imza törenini izlemek için toplanan bürokratik kalabalığın önemli bir kısmının, atılan bu imzanın yalnızca bugünün enerji ihtiyacını değil, yarının bölgesel siyasi ve ekonomik düzenini de etkileyebileceğinin farkında olmaması da başlı başına başka bir günün yazı konusu olsun.





























