Okul katliamı nasihati

Epeydir konuşmuyoruz.
Yeni bir galeri kurşunlaması oluncaya kadar da konuşmayacağız herhalde.
Neyi mi?
Ülkedeki ruhsatlı ve ruhsatsız bireysel silahlanma konusunu.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları, birer başsağlığı mesajıyla geçiştirilecek kadar bizimle ilgisiz değildir.
Dünden beri ne benim ne de eşimin ağzını bıçak açmıyor.
Çocuğunuzu öpüp koklayıp okula göndereceksiniz.
Tek düşünceniz, dersleri ve mutluluğu olacak.
Sonra da okulda bir arkadaşı tarafından rastgele öldürüldüğünü duyacaksınız.
Düşüncesi bile insanı perişan ediyor.
Aklım ve kalbim o ailelerle birlikte.
Maraş ve Urfa uzak gibi ama değil.
Amerika’dan görmeye alıştığımız okul saldırıları da artık uzak değil.
Çünkü internet denen olgu, her şeyi yakınlaştırdı.
Her şeyi interaktif hale getirdi.
Tanımadığınız, belki hiç karşılaşmayacağınız insanlarla aynı gruplarda bulunabiliyor, anlık haberleşebiliyor, talimat alıp verebiliyor, çoklu beyin yıkamaya maruz kalabiliyorsunuz. 2021’de Haber Kıbrıs’ta yaptığım “Rasıh Reşat’ın Haberi” programında, şiddet içerikli oyunların çocuklar ve gençler üzerindeki etkisini ergen psikolog ve psikiyatristlere sormuştum.
Aldığım yanıtlar korkutucuydu.
Bir de evde ya da kolayca ulaşılabilecek bir noktada gerçek bir silah varsa, olacak olan işte son günlerde televizyonda izlediğimiz ve kanımızı donduran okul katliamlarıdır.
Şöyle ya da böyle Türkiye harekete geçti.
Araştırma, soruşturma, yetkilileri açığa alma ve tedbir alma yoluna gidildiğini duyuyoruz.
Peki biz bu nasihatten, bir musibete uğramadan ders alacak mıyız?
Daha önce okula babasının av tüfeğiyle giden bir öğrencimiz olmuştu.
Yarın bir başka öğrencinin, PUBG gibi oyunlardan etkilenip babasının silahını kaparak okula gitmeyeceğini ve dehşet saçmayacağını nereden bileceğiz?
Ya da ismini burada zikretmeyeceğim sosyal medya gruplarına dahil olduktan sonra, kendini o grupta ispatlamak için silaha sarılacak gençlerin olmayacağını kim garanti edebilir?
Bilemeyiz.
Neden mi?
Çünkü internette yalnızca bazı yayınların silinmesi için takip mekanizmaları işletiliyor.
Ama son derece tehlikeli, Türkiye’de terör örgütü olarak tanımlanan bazı sosyal medya yapılanmalarına kimsenin baktığı yok.
Zaten ülkede kaç tane silah olduğunu da bilmiyoruz.
Nefes Gazetesi’nden Deniz Zeyrek, Türkiye’de ruhsatsız silah sayısının nüfusun yüzde 10’una yakın olduğunu yazdı. 10–12 milyon civarında.
Aynı oran bizde de geçerliyse ve nüfusu 500 bin kabul edersek, 40–50 bin silah gibi bir sayı abartılı olmaz.
Ruhsatlı silahları da eklediğinizde —ki açıklanan rakamların ne kadar sağlıklı olduğu tartışmalı— ortaya korkunç bir tablo çıkar.
Hadi abarttık diyelim.
Bu sayının yarısı olsun.
Yine de bu silahlardan birinin bir öğrencinin çantasına girme ihtimali düşündüğünüz kadar uzak değil.
Ne yazık ki silah artık bizde de bir statü göstergesi haline geldi.
Dizilerde gördüğünüz, Türkiye’de sıkça karşılaştığımız “makinesiz dolaşamayız” diyenlerin sayısının buralarda da arttığından emin olabilirsiniz.
Türkiye’de valiler ve İl Milli Eğitim Müdürleri toplantıya çağrıldı.
Bu musibetten nasihat çıkarılmaya çalışılıyor.
Biz ne yapıyoruz?
Milli Eğitim Bakanı rehber öğretmenleri ve okul müdürlerini böyle bir toplantıya çağırıyor mu?
Psikolojik sorunları olduğu bilinen öğrenciler var mı?
Varsa durumları ne?
Şiddet eğilimi olan gruplar takip ediliyor mu?
Çeteleşme ne durumda.
Akran zorbalığının, bıçaklı, silahlı noktaya taşınma potansiyeli nedir?
BTHK, gençler arasındaki internet örgütlenmelerini izliyor mu mesela?
Okul müdürleri bu konuda hazırladıkları raporları sümen altından çıkarmayı düşünüyor mu?
Öğretmenlere bu konuda eğitim verecek uzmanlar bulunup programlar başlatılıyor mu?
Yoksa Türkiye’de yaşananları nasihat saymayıp, her zaman yaptığımız gibi musibeti mi bekleyeceğiz?





























