Rasıh Reşat: Ortaklar ortaklıklarını sonlandırıyor galiba...

UBP, YDP ve DP koalisyonunun kendi içinde yaşadığı tartışmaları izleyince insanın aklına şu geliyor: Bu iktidarın muhalefete pek de ihtiyacı yok. Gündemi belirlemek, tartışma yaratmak ve birbirini eleştirmek konusunda kendi kendine yetiyor.
Son tartışmanın merkezinde ise Batum modeli vardı. Daha doğrusu, Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın hava ulaşımını daha hesaplı hale getirmek amacıyla ortaya attığı Batum modeli. Bir tarafta Arıklı'nın gelen eleştirilere anında cevap verme çabası, diğer tarafta Başbakanlık İletişim Koordinatörü Özdemir Tokel'in bu cevaplara cevap yetiştirme gayreti... Doğrusu izlemeye değer bir polemik ortaya çıktı.
Oysa tartışmanın özü çok daha önemliydi: Hesaplı hava ulaşımı.
"Ucuz" kelimesini çok sevmiyorum. Çünkü ucuzluk bazen kalitesizlik çağrışımı yapıyor. Mesele ucuzluk değil; erişilebilir, sürdürülebilir ve hesaplı ulaşım.
Ancak burada temel bir gerçek var. Kendi kontrolünüzde bir hava yolu şirketiniz olmadığı sürece uçak biletlerini kalıcı olarak hesaplı hale getirmeniz oldukça zor. Havayolu kurmak ise eskisi gibi kolay değil. Hatta bugün neredeyse hiç kolay değil. Maliyetler, rekabet koşulları ve uluslararası havacılık kuralları ortada.
Turizm Bakanlığı Müsteşarı dostum Serhan Aktunç'un devlet destekli bir hava yolu modeli üzerine çalıştığını biliyorum. Fikir kötü değil. Ancak işin içine "devlet destekli" ifadesi girdiği anda benim için soru işaretleri başlıyor. Devletin bugün yeni bir yatırımı finanse edecek, ardından da sürdürülebilir şekilde destekleyecek mali gücü gerçekten var mı? İyi niyet ve doğru fikir önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Böyle projelerin ciddi ve sürekli bir finansman kaynağına ihtiyacı vardır.
Peki Erhan Arıklı, Türkiye ile KKTC arasında iç hat statüsünün tartışma yaratacağını bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Erhan Arıklı bu ülkenin siyasetini iyi bilen bir isimdir ve tartışmanın, bazen sonucun kendisi kadar değerli olduğunu da bilir.
Ben olsam meseleyi farklı bir yerden kurardım.
"Bizi iç hat yapın." demek yerine, "Türkiye'den KKTC'ye yapılan uçuşlarda, iç hat tarifesi kadar olmasa bile bir tavan fiyat uygulaması getirilebilir mi?" sorusunu gündeme taşırdım.
Çünkü Türkiye'de bazı konular, siyasi irade ortaya konulduğunda oldukça hızlı çözülebiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Kıbrıs seferlerinde uygulanacak azami bilet fiyatı budur." demesi halinde bunun hayata geçirilmesi, iç hat statüsünü tartışmaya açmaktan çok daha kolay olabilir.
Böylece hem egemenlik tartışmalarına girmeden vatandaşın cebine dokunan somut bir çözüm üretilmiş olur hem de asıl hedef olan hesaplı hava ulaşımına bir adım daha yaklaşılır.
Ama asıl soru şu: Gerçekten amaç çözüm üretmek miydi, yoksa seçim öncesi hükümet ortaklarının birbirinden ayrışmasını sağlayacak yeni bir tartışma başlığı mı aranıyordu?
Sosyal medyada yazılanlara değil, yazanlara ve tartışanlara bakınca insan ister istemez ikinci ihtimal üzerinde duruyor.
Bana kalırsa artık seçim sath-ı mailine girdik. Ortaklar, ortaklık gömleklerini yavaş yavaş çıkarıp rakiplik gömleklerini giymeye başladılar. Önümüzdeki aylarda bunun daha birçok örneğini göreceğiz.
Bugün Meclis son kez toplanacak. Muhtemelen ortaklar, yaz tatiline çıkmadan önce son kez birlikte oy kullanacaklar. Sonra uzun bir yaz molası başlayacak.
Sonbaharda döndüklerinde hâlâ aynı masanın etrafında oturan ortaklar mı olacaklar, yoksa seçim meydanlarında birbirine en sert sözleri söyleyen rakipler mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ama bir şey şimdiden belli: Bu yaz sadece havalar değil, siyaset de oldukça sıcak geçecek.





























