Rasıh Reşat: Erdoğan’ın keyfi ve sorulmayan o soru..

Erdoğan’ın keyfi ve sorulmayan o soru..
Ankara'daki NATO Zirvesi sona erdi. Sonuç bildirisi günlerce konuşulacak. Savunma sanayii, NATO'nun yeni öncelikleri, Avrupa'nın güvenliği ve Rusya-Ukrayna savaşı zirvenin öne çıkan başlıklarıydı. Ancak benim aklımda en çok kalan şey bunlardan biri değil, Recep Tayyip Erdoğan'ın kapanış basın toplantısındaki hali oldu.
Kendi kendime sordum. Size de soruyorum; siz Erdoğan'ı en son ne zaman bu kadar keyifli gördünüz?
Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki yılları düşündüğümüzde, sürekli kriz yöneten, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden, Batı ile inişli çıkışlı ilişkiler yaşayan ve neredeyse her gün yeni bir bölgesel dosyayla uğraşan bir lider profili vardı. Elbette zaman zaman gülümsedi ama bu kadar rahat, bu kadar kendinden emin ve hatta memnun bir Erdoğan'a uzun zamandır rastladığımızı doğrusu ben hatırlamıyorum.
Bence bunun nedeni sadece başarılı bir zirveye ev sahipliği yapmış olması değil. Yıllardır eleştirildiği bazı tercihlerin bugün uluslararası sistem tarafından farklı okunmaya başlanması da bunda etkili.
Bağımsız dış politika izlediği için eleştirildi. Bölgesel krizlerde aldığı pozisyonlar nedeniyle eleştirildi. Türk savunma sanayiine milyarlarca dolar yatırım yaparken, "Ekonomi bu haldeyken bunun sırası mı?" diyenler az değildi.
Bugün ise NATO'nun konuştuğu başlıklara bakıyoruz. Daha fazla üretim, daha güçlü savunma sanayii, daha dayanıklı tedarik zincirleri ve Avrupa'nın hızla artırmak zorunda kaldığı savunma kapasitesi... Kısacası Türkiye'nin son yıllarda yatırım yaptığı alanlar artık NATO'nun da öncelikleri arasında.
Bu, Erdoğan'ın attığı her adımın doğru olduğu anlamına gelmez. Ekonomiye ilişkin eleştiriler de, demokrasi ve hukuk tartışmaları da yerinde duruyor. Ancak uluslararası siyasette bazen haklı olmaktan çok gerekli olmak önemlidir ve Türkiye bugün hiç olmadığı kadar gerekli bir ülke görüntüsü veriyor.
Bu arada küçük bir itirafta bulunayım. Zirveyi yerinden takip edemedim. Tamamen kendi kabahatim; akreditasyon başvurumu geciktirdim. Habugün ha yarın derken, başvurular kapanmış. Oysa orada olabilseydim, Erdoğan'a tek bir soru soracaktım: "Kapalı oturumlarda Kıbrıs konuşuldu mu?"
Çünkü bana göre bu zirvenin en ilginç cevaplanmamış sorularından biri tam da buydu. NATO'nun güvenlik mimarisi yeniden şekillenirken ve Türkiye'nin stratejik ağırlığı bu kadar artmışken, Kıbrıs'ın hiç gündeme gelmediğine inanmak bana doğrusu biraz zor geliyor.
Belki konuşuldu, belki konuşulmadı. Salonda olsam, uzun boyumla elimi en yükseğe kaldırır, bir kere gördüğü yüzü asla unutmadığını bildiğim için, eski tanışıklığımızın verdiği avantajla, bir şekilde miktofonu kapar, hazır onu bu kadar da keyifli yakalamışken, “Kıbrıs ne olacak efendim. Konuşuldu mu?” diye sorardım.





























