Rasıh Reşat: Müzik mi bitti, ben mi yaşlandım?

Müzik mi bitti, ben mi yaşlandım?
Doğum günümdü dün. Yeryüzündeki 53. yılımı geride bırakmış olmanın verdiği karışık duygularla boğuşurken, pazar günü üzerime karabasan gibi çöken başka bir türbülansla da mücadele etmek durumunda kaldım.
Eurovision Şarkı Yarışması.
Soru şuydu: Ben mi yaşlanıp müzik trendlerinin dışına itildim farkına varmadan, yoksa gerçekten müzik mi bitti? Yoksa Eurovision Şarkı Yarışması mı bitti?
Bir zamanlar Eurovision dediğimiz şey melodiydi. Şarkının akılda kalmasıydı. İnsanların yıllarca mırıldandığı ezgilerdi. Johnny Logan vardı… Sertab Erener vardı… İlhan İrem’in, Mazhar Fuat Özkan’ın temsil ettiği o melodik dünyanın bir karşılığı vardı. Şarkılar bağırmadan da güçlü olabiliyordu. Bir hikâye anlatıyordu. Sözleri ve melodisi özellikle seçilir; hem şarkı güzel olurdu hem de bir mesaj verirdi.
Şimdi ise sahnede daha çok gürültü var. Daha çok efekt. Daha çok bilgisayar işi ses. Daha çok çığlık.
Şarkılar sanki dinlenmek için değil de TikTok’ta 12 saniyelik kesit olmak için yapılıyor.
Bulgaristan’ın “Bangaranaga” adlı eziyetinin mesajını alamadım diye bana “fosil” denmesinden elbette endişe ediyorum ama yine de diyorum işte.
İngiltere’de kendi kendisiyle alay edercesine “Anne Bak Bilgisayar Yok” adlı grubuyla Eurovision Şarkı Yarışması’nda İngiltere’yi temsil eden ve sonuncu gelen Sam Bartle’ın tamamen elektronikleşmiş performansına “şarkı” demek, eline gitar almış herkese hakaret olur diye düşünüyorum. Hepsinden önemlisi, bizzat hatırladığım ve şimdi bile mırıldanabildiğim 80’li yılların İngiliz müzik grubu Bucks Fizz’in “Making Your Mind Up” şarkısının birinciliğine hakarettir.
Dün Benan’ın, “Koltukta patates gibi yatarak doğum günü kutlaması olmaz” diyerek beni zorla arabaya bindirip doğum günümü kutlamak amacıyla Lefkoşa’dan Girne Limanı’na doğru giderken dinlemeye çalıştığımız birkaç Eurovision şarkısı beni zaten bitirdi.
Her şarkının bitiminde “Çok şükür bitti” der mi insan? Şarkı değil eziyet derken bunu kastediyorum.
Bugün dönüp baktığınızda, bir dönem “fazla yapay” diye eleştirilen işler bile bugünün birçok Eurovision performansıyla kıyaslandığında Mozart gibi kalıyor desem abartmış olmam sanırım.
Güney Kıbrıs’ın “Jalla” adlı şarkısının neredeyse sonuncu olması da ilginçti. Oysa bana göre “Jalla”, kötünün iyisi kategorisinde en azından dinlenebilir bir parçaydı. Jalla ile ilgili görüşüm de daha genç nesilden edindiğim ve buraya aktardığım bir görüştür. Yoksa bana göre o da “eziyet.” Ama Türkiye yok diye yakın coğrafyadan ilgimizi çektiği için baktım.
Ama esas mesele artık müzik değil galiba.
Bu yılın sonuçları da düşündürücüydü mesela. İsrail’in Bulgaristan’dan sonra ikinci gelmesi… Ukrayna modası geçtiği için alt sıralara düşmesi… Rusya’nın diskalifiye edilmesiyle vicdan rahatlatılırken Filistin’in “F”sinden bile bahsedilmesinin yasaklanması… Daha sayabilirim.
Eurovision uzun süredir siyasi blok oylarının, diplomatik mesajların ve ideolojik pozisyonların yarışmasına dönüştü. Hatta artık sadece oylama değil, kimin yarışmaya katılıp katılmayacağı bile siyasetin konusu hâline geldi. Türkiye’nin yıllardır yarışmada olmaması da bunun bir parçası. Halbuki biz, TRT adına Eurovision Şarkı Yarışması’nı sunan Bülend Özveren, Meltem Cumbul ve Korhan Abay’ın ne güzel Fransızca ve İngilizce konuştuklarıyla övünen bir nesildik. “Luxembourg, five points” diye esprilerimiz vardı.
Eskiden insanlar “Bu şarkı kazanır mı?” diye konuşurdu. Şimdi ise “Bu ülkeye kim oy verir?” hesabı yapılıyor. İsrail’in ikinci gelmesi aslında bunun ölçüsüdür.
Ve galiba ilk kez şu soru ciddi biçimde aklıma geliyor: Eurovision’un sonu mu geldi? Yoksa bizim bildiğimiz anlamda müziğin mi? Yoksa daha da kötüsü, müzik ikinci plana değil, bazı işlerin dekoru hâline mi geldi?
Bu arada doğum günümü kutlayan herkese sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız.





























