Rasıh Reşat: Siyaset tanrıları HP’ye yeni bir el dağıttı…

Siyaset tanrıları HP’ye yeni bir el dağıttı…
Kabul edelim ki Halkın Partisi, halkın önüne ilk çıktığında önemli bir umut, farklı bir bakış açısıydı. “İdeolojiniz nedir?” sorusuna “iyi idare” diye yanıt vermişlerdi. Kimileri sağcı ya da solcu bir yanıt beklerken, birçoğu bu yanıtı sevdi.
Sonra ilk genel seçimler: yüzde 17 oy ve 9 vekil.
İlk kez seçime katılan bir parti için müthiş bir sonuç.
Hükümet kurma ve “kahve bile içmeme” muhabbeti ilk darbeydi. Seçim öncesi ve sırasında peş peşe iki başkent ilçe başkanının harcanması da o günlerde tefe koyup çaldığımız havalardı.
Evet, en çok eleştiren gazetecilerin başındaydım. “Özersay’ı şeyh, partinin ona taparcasına itaat eden üyelerini de mürit” olarak nitelemiştim.
Halkın Partisi’nin temiz siyaset yapma iddiası kulağa hoş geliyor ama herkesi kirli görme ve cüzzamlı gibi davranma eğilimleri de doğrusu irite ediyordu.
Neticede ilk seçimde UBP-HP hükümeti kurulması gerekirken kurulmadı, dörtlü hükümet kuruldu. Sonra da bozulup yeniden UBP-HP hükümeti kuruldu. Hedef Cumhurbaşkanlığı idi. UBP kazık attı. Tatar Cumhurbaşkanı oldu; gerisini biliyorsunuz.
Bir sonraki seçimde 3 vekil. Üçte bir oranında bir “sine-i millet” ve HP’nin artık bittiğine kanaat getirmiş bir halk. Hatta umutlarının çalındığını iddia eden ve Özersay’a kızgın olan bir halk.
Aradan zaman geçti.
Diploma skandalı ile başlayan yeni bir süreç başladı. Özersay, siyasetçiden çok bir yolsuzluk aktivisti gibi davranmaya başladı. Hatta bu konuda bu yakıştırmayı yaptığım bir yazım bile var.
“Yarın ola hayrola”, “yarını bekleyin, bir bomba daha patlayacak” duyurusu olmaktan çıkıp bir siyasi slogana dönüşmeye başladı.
UBP’deki iç kavga, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında CTP içinde tozun toprağın hâlâ oturmamış olması, merkez seçmenin bir arayış içinde olmasının getirdiği potansiyel oy kayması ve ana akım partilerin bu yıl oy kullanacak 2007 doğumlu gençlere ve onların jenerasyonuna hitap etmekten çok uzak olması, Halkın Partisi’nin çok arzuladığı ama geleceğine kendisinin bile inanmadığı ikinci şansı getiriyor sanki.
Fevzi Tanpınar, Yücel Doğan gibi isimlerin partiye katılması yanında, Özersay’ın kalbini kırdıklarıyla ilişkilerini normalleştirme girişimlerini duyuyorum. Yani yeni bir inşaat devam ederken, tamirat-tadilat da var sanki.
Sibel Tatar’a adaylık teklif edilip edilmediği tartışması bana göre kötü yönetilmiş bir süreç oldu. Ancak diğer taraftan HP’ye “aday olmak istenilen parti” yakıştırmasının yapılmasına da neden oldu.
Akabinde, UBP’den istifa ettiğini ve bundan böyle siyasi hayatını Halkın Partisi’nde devam ettireceğini bir basın toplantısı ile duyuran milletvekili İzlem Gürçağ Altuğra, bu yeni sürecin önemli bir parçası hâline geldi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Hakan Fidan’ın Tufan Erhürman ve Kudret Özersay ile ayrı ayrı görüşmüş olmasını da bu denkleme eklersek, sanırım siyaset tanrıları Halkın Partisi’ne yeni bir el dağıttı.
Şimdi kartların yeniden karıldığı ve yeni bir oyuna oturulduğu bu süreçte, oyunu daha iyi okumak, oyunun ilk turunda yaptığı hataları tekrarlamamak artık Özersay’a kalmış.





























