Yarı buçuk bir İTÜ’lünün deli soruları…

Çok ama çok yıllar önce orayı kazanmış, birkaç yıl da muntazaman devam etmiş, sonra da babasının izinden gidemeyeceği anlaşılınca okulu bırakan ve şimdiki mesleğini benimseyen, o nedenle kendine “yarı buçuk İTÜ’lü” yakıştırması yapan birisiyim.
İTÜ’lünün yarı buçuğu bile prestij kaynağıdır.
İTÜ Ayazağa Kampüsü’nün ilk öğrencilerinden birisiyim ve İTÜ’nün ne denli hızlı ve muazzam bir şekilde inşa edilebileceğini bizzat gördüm, yaşadım.
Bunu ifade ettikten sonra şunu da söyleyeyim.
İTÜ Ayazağa kampüsü 2700 dönümlük bir arazinin üzerine kuruludur.
Ya da bizim Kıbrıs dönümüyle 1950 Dönüm.
Yani İstanbul Teknik Üniversitesi, Kuzey Kıbrıs Kampüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü’nden büyük olacak.
Hem de ilk verilen 500 dönümü de katarsak iki misli kadar olacak.
Aklımıza yattı mı?
Benim yatmadı ama “keşke” diyorum.
Çünkü, İTÜ Ayazağa kampüsü ormanları akarsuları, tesisleri ile muhteşem bir yerdir.
Daha büyüğünde neler olur neler.
Peki böyle bir İTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü projesi var mı bir yerlerde?
Varsa o kadar büyük ki daha önce verilen 500 dönüme sığmadı da 3500 dönüme mi ihtiyaç duyuldu?
Meşru bir soru bence.
Cevabı lazım.
Bir soru daha.
Peki bu yatırım yapılacaksa, kimin bütçesi ve hangi protokoldeki yatırım programında yer alıyor? 2026 belirlenmiş bildiğim kadarıyla.
Orada yok.
Biliyorsunuz, bir yatırım ilk önce Mali Protokollerde yer alır.
Sonra parası ayrılır.
Ya KKTC Bütçesi içerisinden İTÜ’ye aktarılır ya da su projesinde olduğu gibi KKTC Bütçesine bulaşmadan doğrudan Türkiye Cumhuriyeti yatırım bütçesinden karşılanır.
İTÜ Devlet Üniversitesi olduğu için ikinci şık da pekala uygulanabilir.
Görmek lazım.
Ya da birilerinin Mecliste çıkıp, “Böyle bir proje var.
Anavatan şu kadar Milyar TL bu işin ilk etabı için para ayırdı.
Bu kampüs 25 yılda, aşama aşama dev bir yatırım olacak” demeli.
Kim ne diyecekti?
İşin içine biraz istihdam biraz da bölge kalkınacak dendi mi tadından yenmez.
Kimse karşı çıkmaz.
Bunlar söylenmediği ve konu imalı ve gizemli ifadelerle konu tarif edildiği için her kafadan ses çıkıyor ve de çıkacak.
Kimisi “mesele askeri” dedi.
Başbakan “Güvenlik” dedi mesela.
Peki mesele diyelim ki Başbakan’ın ima ettiği gibi askeri.
Hatta evelemeden gevelemeden söyleyelim, bir üs ihtiyacı hasıl olunsa.
Ersin Tatar’ın Başbakanlığında olduğu gibi Geçitkale Havalimanı, rahmetli Asil Nadir’in kirasında olduğu halde, bir gecede İHA ve SİHA Üssü oluvermişti.
Anlaşma da peşinden çok sonra gelmişti.
Bununla ilgili ne üniversite kamuflajına ne de başka bir şeye ihtiyaç duymamışlardı.
Hele şimdi bölgede ciddi bir savaş varken, hiç kimse tepki göstermediği gibi memnuniyet de duyulacaktı.
Bir başkası, “bunlar İTÜ Kampüs diyerek devasa Yap-Sat projeleri yapacaklar: Bu iş eğitim değil rant işi” diye telefon etti bana mecliste oylama sona erdiği anda. “Konu üniversite kampüsü olunca imar yasaları daha esnek oluyor.
O nedenle İTÜ kamuflajı” diye de ekledi.
Bunlar da söylenecek.
Hükümet tam manasıyla şeffaf olmadığı için daha neler söylenecek göreceğiz.
Hükümetler, gizemli ve imalı sözlerle konuları geçiştirmek yerine şeffaf bir şekilde açıklasalar, konuya karşı çıkanlar neye karşı çıktıklarını bilecekler, destekleyenler de neyi desteklediklerini.
Hatta parmak kaldıranlar neye parmak kaldırdıklarını…
Ben yarı buçuk bir İTÜ’lü olarak, gerçek bir İTÜ Kampüsü’ne katiyen karşı değilim ama bu konuda herkes gibi benim de aklımda deli sorular var.





























